Ne aptal yaratıklar diye düşündüm ama hoşuma da gitti. En azından hayvanların aptallarını sevebiliyordum hala. Küçücük kuş beyinli kafalarını sanki önemli bir şey arıyormuş gibi bir öteye bir beriye çeviren robotumsu aptal üç yaratık. tek amaçları eşelenip otlanmaktı diye düşündüm az sonra cereyan edecek olaydan bihaber vaziyette.
Pencereden ayrıldım bir süre ön bahçedeki balkona çıkıp manzarayı izlemeye koyuldum temiz olduğunu düşündüğüm havayı derin derin soluyarak. Yan bahçedeki sesler artmıştı.Tekrar pencereye koştum .O da nesi? Tavuklar uçuyorlardı resmen. Hiç bukadar havalanabilen tavuk görmemiştim.anne ve abi çiti yükseltmeye çalışıyorlardı bu havalı tavukları durdurabilmek adına. Tam "işte tamamdır" diye düşündükleri anda tavuklardan biri görülmedik bir edayla çitin en yüksek yerine kadar havalanıp geri düştü. Benim gözlerim pörtlemiş vaziyette onun hiçbir hareketini kaçırmak istemeyerek tavuğa odaklandım, şaşırdım. Çok şaşkındım. Bir sürü yem vardı oldukları yerde ama yine de onlar çitin ötesine geçmek istiyorlardı.Aslında hepsi değil bir buçuk tanesi. Evet bir tanesi tüm azmiyle çabalarken diğeri az biraz çabalıyordu.Üçüncü
tavuk eşeleniyordu daha ziyade. Azimli tavuk bir jimnastikçi edasıyla zıpladı tekrar ama fazla yüksek değildi. Benim yüzümde bir gülümseme... Çit yükseltme çalışmaları tekrar başlamıştı. Bense pencereden bu maçı kim kazanacak diye içten içe bir merakla, bir, "freedoom" diye bağırıp savaş boyaları sürmüş tavuklara, bir de çit yükseltim çalışmalarına hız vermiş gargamel ve azman (nedense onlara benzetmiştim) formunda bana görünen anne ve abi ye bakıyordum. Ama tavukların tarafını tutuyordum o da ayrı.
Annem yardım istedi. "Yok artık" dedim. Faşistçe planlarınıza beni alet etmeyin dedim.Tamam güzel birşeydi çevrede tavuklar otlansın hatta isterdim ki kazlar grupsal gezintilerini yapsın, ördekler paytak paytak yürüsün, kuzular melesin, inekler möölesin, kediler, köpekler falan filan severim ama kocaman bir çiftliğin olur ve onlar özgürce hareket ederlerdi. Afedersiniz ama bu şey kadar yere üç tavuğu kapamaya hakkımız yoktu.
Tavuklar dinlenip dinlenip atağa geçiyorlardı. Annemde bir bezginlik. Bu böyle olmaz dedim ve onların haklı eylemine destek vermem lazım dedim. Desteğim sözlü ifadeden öteye gidemeyecekti belki ama olsun o da birşeydi. Bir yandan "size inanıyorum yapabilirsiniz" diye onları motive ederken bir yandan basit birkaç slogan atmaya başladım.Tavuklar sanki beni duymuşçasına öyle bir havalanıyorlardı ki sormayın gitsin. ben de heyecanlı heyecanlı "işte buu" "ha gayret az kaldı özgürlüğe" "pes etmeyin" diye söyleniyordum ki pencereden... İşte tam o anda annemin yaran repliği geldi
"Kışkırtma kız tavuklarıı"
Ben bıraktım sloganları artık karnıma ağrılar giresiye gülmeye başladım.sadece ben mi? abi abla hatta söylediğinin farkına varmış olacak ki annem dahi gülüyordu. Bu cümle özetlemişti durumu. ben bir provakatördüm artık tavuklar da özgürlük savaşçıları.
Kısa bir süre sonra o evden taşınınca komşuya hediye edilen tavukların akıbeti hakkında bir bilgimiz olamamıştı. Ama onları saygıyla anıyordum.Onlar otlanan salak-şapşal tavuklardan öte yaratıklardı artık benim için (özellikle bir tanesi).
Sizin tavuklar,bizim inek,bir çözüm arıyorlar bizim zalim önlemlerimize karşı,hayvan deyip geçmemek lazım,çok keyifle okudum hemde bir kaç kez.
YanıtlaSilSabah neşem oldu bu yazı. Her şey gözümün önünde oldu okurken. Tavuklar hakikaten robotlar gibi hareket ettiriyor kafalarını :) Onlara ateş edip içlerinden yeşil sıvıların fışkırdığını görmek istiyorum. Çok güzel bir anlatım dili. Bayıldım. Birde müziği duyduğumda ki halim senin tavuklara bakarken ki gözlerinin pörtlemişliğine çok benzedi sanırım :)
YanıtlaSilCanım sıkıldı bir işe, açtım yazıyı bir daha okudum. Gene güldüm Terminatör tavuklara...
YanıtlaSilterminatör tavuk sevdim bunu.
YanıtlaSilarısına, kuşuna, karıncasına korku filmi çeken sinema sektörü bu tavukları neden görmemiş ki? var da ben mi bilmiyorum