Bu haykırışı duyduğumda farkettim yerde oturan küçük kızgın kızı. kafamdaki klişeler peş peşe flaş çaktı..Elektra kompleksi, Ebeveyn ilgisizliği...Uzun uzun düşünmeme engel olan eski paralarım kitaplarım ve fotoğraflarım vardı ve beynimin kısa yollarına, yargılarına boyun eğdim. Adam hesaplamaları yaparken aklım bozuk paraların olduğu reyondaydı hala, arada bir küçük kıza bakıp tekrardan reyonda farketmediğim daha eski paralar var mıydı diye gerisin geri dönüyordum.
Bu öfkeli küçük kızda ne çok şey vardı oysa... Yaşlı adam da bunun farkındaydı sanıyorum, bıyık altından gülüp kıza bakışı nafile olmasa gerekti... dedesi diye düşündüm "-....bi de sen kal başka kimse gelmesin!" dediğini hatırlayınca. Çocuklar dedelerini severdi. Yine bir kısa yol, üstelik dedelerini hiç tanımayan birinin sağlıksız umursamazlığıyla...
Verdiğim parayı bozacak parası yoktu adamın. Beklerken gözüm eski bir kaç antikaya takıldı: eski radyolar, bakır-gümüş tepsiler, pipolar, saatler... Bir tane alsa mıydım? Mesela üstünde istanbul yazan tramvay? Hayır! Bir tane olursa önünü alamazdım, paralardan biliyorum. yeni bir koleksiyona başlamak çevremde beni anlamayan gözlerin afarozuna maruz kalmama yeter de artardı. O arada kıza bir şeyler sorsam dedim, önyargılarıma boyun eğişimi affettirirdi belki. Yapmadım, böylesi daha kolaydı. İnsanları, nesneleri, düşünceleri, olayları, kısaca herşeyi gruplayıp kategorilere ayıran makineler değil miydik? Hayvanlar desem olmazdı. Bir hayvanın makine karşısında değeri neydi ki?
Kibarca uğurlayıp önüme öfkeli kızı katarak yukarıdaki diğer dükkana yönlendirdi adam bizi. Bir antika dükkanı daha mı? Neden hiç farketmedim şimdiye kadar? Heyecanlanmıştım."-Ama yavaş ol yetişemiyorum sana" yetişemez miydim gerçekten? Hem belki konuşurduk. Yaşlı adamın talimatına tek kelime etmeden uyan bu kız bana cevap vermediği gibi daha da hızlandı. Ben kimdim ki?
Hırslı hırslı,bastığı yeri delecekmiş gibi hızlı adımlarla yürüyen bu kız bir kuyumcunun önünde duruverdi. İşte o anda 1950 öncesi basılmış bir kaç para ve kitap el sallayarak uzaklaştı.
"-Adın ne senin" dedim, "-Beren" dedi ve umursamazca arkasını döndü. Peh! Çok da dertti! Zaten bu kızla laflayamayacak kadar acelem vardı. Aşağıda zaman nasıl geçti anlamamışım, tam o an farkettim. Para üstünü beklerken "-Bunun burası niye açık" diye bir soru geldi elimdeki cüzdanı gösterir halde ,sohbet etmeye istekli bir sesle. Beren'di ... Ona gülümseyip nedenini açıklarken duyduğum haz tarif edilemezdi. "Çocuklara bir adım gittiğimizde daima karşılığını verirler" beynim de yargımın doğruluğuna hak verdi ve ben huzurluydum. İşim bitmişti orada kalmamı gerektirecek başka bir şey yoktu. Yanlış yerde adım atmıştım, aşağıda her şey daha yavaştı ve daha çok zaman vardı.
![]() | |
| Bu da beren dediğim siyah beyaz fotolarımdan biri |
![]() |
| kafamdaki en net görüntü |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder